Fenerbahçe'nin -Kıbrıs değil- Kıbrıs Rum Kesimi ya da Güney Kıbrıs kulübü AEL Limassol ile oynayacağı maç öncesi artırılan bir gerginlik var. Türkiye, dünyanın Kıbrıs diye tanıdığı ancak bizim tanımadığımız ülkeye Kıbrıs diyemiyor, Güney Kıbrıs ya da Kıbrıs Rum Kesimi diyebiliyoruz. İyi peki... Orayı tanımıyoruz güzel, meselemiz tarihi geçmişi olan bambaşka bir konu. O zaman neden FIFA ve UEFA organizasyonlarında oradan bir takım çıktığı haklı olduğumuz adını bile telaffuz etmediğimiz bu ülkenin takımlarını rakip olarak kabul ediyoruz.
Tabi o maçlara Güney Kıbrıs'a tepki olarak FIFA ve UEFA'nın bize uygulayacağı ceza çok ağır olur di mi? Avrupa futbolunun bir anda dışında kalırız di mi? Peki Avrupa'ya ne kadar bağlıyız. Daha önce yapılmış üçüncüsünün yapılması tartışılan köprüler bizi Avrupa'ya bağlamaya yetiyor mu? Zamanında Asya kıtasında yer almaktansa Avrupa'da yer almayı tercih etmiş ve sırf bunun için Dünya Kupası'na bir kez katılmamak gibi bir bedel ödemiş bir ülkeyiz.
KKTC'Yİ DÜNYAYA KABUL ETTİREMEMEK
Peki dünyanın Kıbrıs diye tanıdığı bir ülkeye Atina üzerinden giderek, ismini telaffuz etmeyerek kime, neyi ispat ediyoruz. Tabii ki Kıbrıs'ta yaşananları hiçe sayıyor değilim ama dünya siyasetinde kendimiz çalıp söylerken de komik duruma düşmüyor muyuz? Ortadoğu'nun hamiliğine soyunurken, Rusya gibi bir devin uçağını kafamıza göre indirebilirken, Yunanistan bu kadar zayıf düşmüşken neden hala KKTC'yi tanıtamıyoruz dünyaya?
Yazıya sebep olan olay bugün Güney Kıbrıs'ta geçti. Türk ve Fenerbahçe bayraklarının alınmayacağı haberleriyle gerilen ortamda AEL Limasol kulübü basın toplantısı yaptı. Toplantı için Limassol'daki Carob Mill Restoran'ın seçilmesi manidar, anlayana. AEL Başkanı Andreas Sofokleus, basın toplantısını yaptıkları mekanın Limasol'daki eski Türk mahallesine yakın olduğu için burayı seçtiklerini söylüyor. Sofokleus'un basın toplantısına çağırdığı bir isim ise bundan daha samimi bir adım. AEL'in efsanevi Kıbrıslı Türk futbolcusu Sevim Ebeoğlu... katıldı.

Sofokleus, AEL'in daha ilk kurulduğu günden itibaren sporun siyasetle karıştırılmasına ve ırkçılığa karşı çıktığını, sporun sporcular arasındaki dostluğu ve kardeşliği pekiştirmesi için araç olarak gördüğünü ve daha önce birçok Türk sporcunun Rum takımlarında oynadığını anlatıyor, maçta iyi mesajlar verileceğini, gerek ırkçılık gerek maçın siyasileştirilmesine izin verilmeyeceğini söylüyor. Sofokleus, daha önce Fenerbahçe kulübünün başka branş sporcularına karşı da mücadele edildiğini hatırlatarak, Fenerbahçe'nin İstanbul'daki maçlarda kendilerini iyi bir misafirperverlikle karşıladığını anlatıyor. Sofokleus, UEFA tarafından tanınan herhangi bir milletin bayrağının stada getirilebileceğini, bunu engellemek niyetinde olmadıklarını belirtti ve buna müdahale de edemeyeceklerini anlatıyor.
KARIŞIK DUYGULAR İÇİNDE BİR ADAM
Toplantıya davet edilen eski AEL'li Kıbrıslı Türk futbolcu Sevim Ebeoğlu ise (Amma çok kimlik saydım... AEL, Kıbrıs, Türk, Futbolcu... İnsan ulan işte, insan) 1951 yılında AEL'de oynamış. O dönemde Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum futbolcular arasında hiçbir ayrım bulunmadığını anlatıyor. Kendisinin bu maç öncesi karmaşık duygular içerisinde olduğunu söyleyen Ebeoğlu, "İkisi de kazansa memnun olurum ama o da bırakın bende kalsın" diyor.
Şimdi böyle basın toplantısının ardından oynanacak iki maçta olay çıkarsa sorumlusu kim olur? Adam Türk tarafına yakın bir lokantada toplantı yapıyor, oraya iki ulusun ortak bir değeri olan futbolcuyu davet ediyor. Her milletten taraftarlar kendi bayraklarını getirsin diyor. E daha ne yapacak? Peki şimdi Rum kesimiyle daha kurada AEL Limasol çıktığından beri gerginlik tohumları eken kimdir, niyeti nedir?

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder